jump to navigation

Öz için Farkındalık 29 March 2007

Posted by mertyildirim in Uncategorized.
2 comments

Bu hafta özet yok :D

Nedir bu öz mevzusu.Yeni yeni anlıyormuşum meğer, birşeyin özü öyle bakınca anlaşılmıyormuş, görünen kısımla öz farklı olabiliyormuş; işte bu noktada bazen oyun oynuyoruz derken aslında teori yapabiliyor olmamız açıklığa kavuşuyor. Bu açıdan özü anlayabilmek bir farkındalık gerektiriyor, farkındalık dediğimiz sihirli kelime öz konusunda da yerini alıyor. Geçen haftaya yönelik bir atıfta bulunmak istiyorum, küme oyununu renklerle ilişkilendirmiştim, bakıyorum da nereden nereye :) böyle bir örnek vermem aslında benim öz kavramından ne kadar uzakta olduğumu, hatta o aktivitenin özünü anlamadığımı gösteriyor, neyse(niysee diyen arkadaş geldi aklıma :D ) olur böyle şeyler.

Özü anlama sanki bir nevi farkındalık gibi, bunun üzerine biraz düşünmek gerek. Peki öğretmen olarak bunu öğretimimize ne kadarını nasıl yansıtabiliriz, soru çözmeye yönelik olan bu eğitim ortamında özün öneminin olmadığı gayet ortada. Fizikçi arkadaşlarım bilirler; atışlar denen konu aslında özü itibariyle kinematikdir, işte bazı öğrenciler bu özü kavrayamadıkları için bu konudan korkarlar, atışları sevmezler. Halbuki öğretmen atışlar konusuna tahtaya formülleri yazarak girmese, onun yerine sınıfı bir düşünme ortamına sürükleyerek konunun özünü onlara kavratmaya çalışsa daha güzel olur. Ama daha öncesinde öğretmende bu özün öneminin farkındalığının olması gerekir bu da ayrı birşey.

Kalıtım mı, çevre mi? Psy101 dersinde de bu konu üzerine değinilmişti sanırım, hatırladığım kadarıyla bunun cevabını daha kimse verebilmiş değildi, çünkü bunun cevabını verebilmek için ciddi araştırmalar yapılması gerekiyor, bir insanın tek hayatı olduğu göz önüne alındığında “iyi bir eğitim verseydik, o da yetenekli olurdu” gibi birşey söyleyemiyoruz. Ancak üzerinde uzlaşılan nokta şu ki; ne kalıtım ne de çevre tek başına etkili. Bazı kişilerde bazı yönler geliştirilmeye diğer kişilere göre daha açık (kalıtım yanı), diğer yandan da bu yatkın yönler gerekli şartlar sağlanmazsa olduğu gibi kalıyor (çevre yanı). Tamam diğer kişilerde de gerekli şartlar sağlandığında o yetenekler ortaya çıkabilir, ama yatkın olan kişi eğitildiğinde o yetenek estetiğiyle birlikte ortaya çıkıyor bence. Estetiğiyle kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü aynı şeyi yapan kişilerin farkını bu faktör ortaya koyuyor diye düşünüyorum.

Gelelim oyunlara; köşede olmak eğlenceli olduğu kadar bir parça olsun huzursuzluk yaratıyordu. Diğer arkadaşların değindiği gibi ilginç şeyler yapma gereğini ya da zorunluluğunu hissediyordum, neden mi? Bilmiyorum tam olarak, ama galiba hareketi yapanların düşüncelerinden etkileniyor olmam. Sıradan birşey yapsam “bööö, şuna bak kaç yaş grubundan bu” gibi düşüncelerin arkadaşlarımın kafasında dolanabilirdi ve ben bunu istemedim açıkcası :) . Üç kişi olarak yapıldığı durum ise ne olduğunu anlayamayacağım kadar kısa sürdü, herhalde bir öncekinden kurtulmuş olmanın rahatlığından olsa gerek. Son oyunda ise artık herkes bana bakıyordu, ilkine göre daha huzursuz ediciydi, derste de dediğim gibi ilkinde arkamı dönmüş olmamın bir rahatlığı vardı, bu bağlamda biz insanlar da kafası kumun içerisindeyken kendisini güvende hisseden devekuşlarına benzemiyor muyuz? Ne dersiniz?
devekusu

 

Aceleye geldi sanki… 20 March 2007

Posted by mertyildirim in Uncategorized.
add a comment

· Isınma aktivitesi sanki biraz gereksizdi, birşeyler eksikti ama ne bilmiyorum.

· Kümeler oyunundan önce oynanan oyun bir nevi kümeler oyununa ısınmak için yapılmış gibiydi ama kısa sürdü.

· Bildiklerimizden bağımsız bir ürünü ortaya koymak gerçekten zor şey, kağıtlardan ürün yaparken bildiklerimizden etkilenmeden, yorumlarken de bildiklerimizden yola çıktık.

· Kağıtlardan birini bölmeden kullanmamız gerçekçiydi, ancak yine bu etkinlik de kısa sürdü.

· Küme oyunu süperdi, ancak iki kişiye uyan bir olayı “iki kişinin paylaşımına mı yoksa negatif halde uymayan kişinin alanına mı” sorunu yaşadık biraz:)

· Kümelerden fizikteki temel renklere uyarlama.

 

Isınma aktivitesinde ebelemeye odaklanmaktan bir ara saymayı unutmuş olsam da güzeldi. Ancak benim anlamadığım bir nokta, ısınma aktivitesi deyince benim aklımda şöyle birşey oluştu “hımm, ısınıyoruz demekki sonrasında efor gerektiren bir oyun oynayacağız”, ne yazıkki haklı çıkmadım, sadece söyleyen kişiye göre ya bir gruba gidiyorduk ya da gitmiyorduk. Bu iki oyunda dürüst olmak gerekirse bana birşey ifade etmedi, doyurucu gelmedi, hani bazen bir yemeği yerken dersiniz “ya bu yemeğin tadı güzel değil, birşey eksik ama içinde ne eksik çıkartamadım bir türlü”, aynı bunun gibi hissettim, oyunlarda birşey eksikti sanki. İkinci oyunun şu açıdan göze çarpan yanı vardı, bir sonraki küme oyunu için temel hazırlıyordu, küme oyunu öncesinde bir nevi ısınma oyunuydu sanki.

Küme oyununa geçmeden önce kağıtlı oyuna gelmek istiyorum. Kağıtlar ilk dağıtılırken origami yapacağımız sanmıştım ama öyle olmadı. Tasarımda olduğu gibi yaratıcı olmamız, uçağa masaya kaleme arabaya gemiye benzemeyen bir ürün ortaya konmamız istendi, yani bizden bir bakıma imkansızı yapmamız istendi, imkansız diyorum çünkü insanlar yeni bir şeyle karşılaştığı zaman onu bildiği şeylerle tanımlamaya çalışır, aynı şekilde birşey üreteceği zaman da illa ki, istese de istemese de, bildiği gördüğü şeylerden esinlenerek ürününü ortaya koyar. Çocukluk yıllarından sonra bir insanın hayal edebilecekleri bildiği şeylerler sınırlanıyor, bu açıdan yaratıcılık, yeni birşey üretmek açısından, gerçekten zor bir iş. Tabi birde bunu kısıtlı bir zaman içerisinde yapmak bunu daha da zorlaştırdı, bu kısıtlamaya bir de kağıtlardan birini tek parça halinde kullanmamayı eklemek olayı iyice ilginçleştirdi. Bir arkadaşımız yaratıcı olacaksak niye böyle bir kısıtlama oldu gibisine yazmış, ancak gerçek hayatta böyle değil mi? Sonuçta yaratıcı düşüncelerimiz olabilir ama onları uygulamaya geçirmek için bir takım üstesinden gelemeyeceğimiz kısıtlamalarla karşılaşabiliriz. Bazı arkadaşlarımız oyunun kişilerinin yorumlarını yazması açısından etkili uygulanamadığını değinmişler, bir bakıma haklılar; ilk görüş yazanların yazdığı kağıtlar üzerinden gitmek daha kolaydı, dolayısı ile diğerleri sanki biraz da ihmal edildi. Benim gördüğüm kadarıyla bizim asıl problemimiz zaman, böyle aktiviteler hemen biterelim başka birşeye geçelim edasında hızlıca yapılıyor bazıları tam işlenmiyor, mesela küme oyununda her grubun kümesi dinlenseydi güzel olurdu.

Gelelim yorumlar üzerinden hikaye yazmaya, bizim grup için gerçekten zor oldu, çünkü birbirinden alakasız kelimeler vardı, dolayısı ile birleştirince biraz postmodern havada bir hikaye oldu. Bu oyun yaratıcılık üzerine iyi bir oyundu, bizde pek etkili geçmemesinin sebebi sınıf mevcudu, bence bu oyun küçük gruplarla yönetilse daha etkili olur.

Ve küme oyunu, bu oyun gerçekten eğlenceliydi, ama keşke daha çok zamanımız olsaydı. Matematikçi arkadaşlarımız için güzel bir kaynak oldu. Bu oyunda bir şey gözüme çarptı, şimdi kümelerde olduğu gibi iki kişiye ait olan yerde olan birşeyin tersi diğer tek kalan kişinin bireysel özelliğine giriyordu. Mesela ben ve arkadaşım (atıyorum) üçüncü köprünün yapılmasına sıcak bakıyoruz diyelim diğer bir arkadaş ise bakmıyor, şimdi bu durumda bunu kümlere nasıl yerleştireceğiz? İkimizin ortak noktasına mı yoksa diğer arkadaşın bireysel sadece ona has olan yere mi? Biz bu konu da biraz sorun yaşadık açıkcası. Kaynaşmak için süper görünüyor, ben bu aktiviteyi fiziğe uyarladım, optikteki renk kavramına. Fizikteki üç anarenk ve onların birleşiminden oluşan renkler. Aşağıdaki şekilde renk dağılımını kümelere oturttum.(cyan ve magentanın türkçesini bilmiyordum, bilen arkadaşlar bizlerle paylaşabilirler).

Renkler

Birçok öğrenci ana rekleri sarı-mavi-kırmızı sanıyor, tamam boyalar için yani resim dersinde bu doğru ancak iş optiğe geldiğinde yani söz konusu ışık olduğunda ana renkler kırmız-yeşil-mavi(RGB) dir. Görüldüğü gibi üç ana renk kendi içlerinde birleşerek çeşitli renkleri oluşturuyorlar, kümelere dahil olmayan kesim yani ışık almayan kesim doğal olarak siyah oluyor. Bu bağlamda karanlık bir ortamda öğrencilere kırmız, yeşil, ve mavi renklerinde ışık veren üç fener verilir, küme mantığını bilen öğrencilere boş bir sayfa halinde kümeler çizilir ve her bir bölmenin rengini fenerlerden yararlanarak bulmaları istenebilir. Bu şimdilik aklıma gelen bir aktivite, geliştirmek isteyen veya önerisi olanların eleştirisine açığım ;) .

Buradan tekrar gruplar konusuna değinmek istiyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim geçen hafta yazdıklarımın arkasındayım, gruptan bir arkadaşım sitemde bulunmuş bana, o da haklı ama bundan sonra tartışmaya gerek yok, hocamız grupları yanlış anlamadıysam fesh etti. Bence grup konusunda kısıtlama olmamalı, özellikle de bölüm kısıtlaması. Pek ala başka prensiplerde geliştirilen bir aktiviteyi, şöyle ya da böyle kendi prensibinize çevirebiliyorsunuz, bu üniversitemizin bize kattığı en büyük velinimet bence. Küme oyunu matematikçiler içindi ancak birden bir baktım fiziğe de birşekilde uyarlanıp uygulanabilir hale gelebiliyor, bu açıdan grup çalışmasında ille de matematikçiler matematiçiklerle , fizikçiler fizikçilerle bir araya gelmeli denmesini yanlış buluyorum.

Böyle bir 3. hafta 15 March 2007

Posted by mertyildirim in Uncategorized.
2 comments

Uzun yazı okumak istemeyen arkadaşlar için özet hazırladım, ilgili arkadaşlar aşağı kısımlarda uzun uzun okuyabilirler :)

  • Dersin başında öz, öğretmenliğe has ayrı bir yan var mı yok mu?
  • Hop-hey oyunu biyolojideki neron konusunda kullanılabilir.
  • Ders için grup oluşturulması, bence yanlışlıklar vardı.
  • Makaleleri okuyup gelmek lazımmış, yoksa insan kendini proficiency’de reading kısmında hissediyor.
  • Zincir oyununda ebelerin arkasından koştum ebe olmadım ;)
  • Gözler kapalı, iletişim olmadan koordine olmak çok zor. Acaba gözler açık olsa durum değişirmiydi merak etmiyor değilim.
  • Huysuz öğretmen vs. Anlayışlı öğretmen.

 
Dersin başlarında öz konusu tekrar açılmasıyla ve makalenin de etkisiyle dersin felsefi boyutta ilerleyeceğini düşünürken, ders birden mesleklerin kendilerine öz his, duygu ve yanlarına geldi, öyle ki öğretmenlik için de bir tane bulmaya çalıştık ancak yarı kaldı. Ben düşündüm, taşındım :P geyik biryana öğretmenliğe has bir duygu ya da bir yan bulamadım, çünkü ne bulsam bir bakıyorum “a şu meslek içinde uygun bu diyorum”, bilemiyorum belki de öğretmenliği diğer bütün mesleklerden ayıran can alıcı bir yanı yoktur. Fakat bunu negatif olarak algılamamak gerekir çünkü buradan diğer mesleklerdeki birtakım parçalı özelliklerin genel olarak öğretmenlikten geldiğini de düşünebiliriz, ne de olsa öğretmenlik en eski mesleklerden birisi.

 Başta yaptığımız hop-hey oyunu ilk bakışta bana alakasız gelmişti, yani oyundan öte gidememişti ancak şöyle bir düşünme fırsatı bulduğumda oyunu biyolojideki sinir (neron) konusu ile ilişkilendirerek eğitici bir oyun ortaya koyabiliriz. Aslında oyundan ziyade bu önceden hazırlanmış bir video olarak da kullanılabilir; bir tarafta gençlerden oluşan bir grup, diğer tarafta ise yaşlılardan, oyun oynandığında muhtemelen gençlerin grubunun en öndeki elemanı daha önce hey diyecek, buradan da genç neronların bilgi aktarımında daha hızlı oldukları, dolayısı ile yaşlıların daha ağır hareket ettikleri, olaylara daha yavaş tepki verdiklerinden bahsedebiliriz.

 Grup oluşturma, bence bu kısım iyi geçmedi. Gruptaki arkadaşlarım darılmasın ancak ben memnun değilim. Ben dersi fazla kredi olarak aldım, herhangi bir seçmeli olarak değil, dersi aldım çünkü gerçekten öğrenmek istiyorum, ne kredi için, ne de not için bu dersi aldım. Bu bağlamda bir grup oluşturulduğunda kendim gibi gerçekten bir ürün ortaya koymak isteyen, gerçekten öğrenmek isteyen kişilerle birlikte olmak isterdim. Bu bağlamda hayal kırıklığı yaşadım dersem yalan olmaz. Aynı bölümden olma kuralı ciddi bağlamda kısıtladı beni, bir yandan da sekiz kişilik bir grup, hadi hayırlısı bakalım ne olacak.

 Makaleyi okumadan gelmek ciddi bir hata oldu, keşke okuyabilseydim diyorum ancak ilk aldığımda 27 sayfayı birden görmek beni tedirgin etmişti, herhalde onun da etkisi olsa gerek bu okumamış olmama. Neyse, yarım saatlik süre zarfında cevap bulmaya çalışmamız bana profiency sınavını hatırlattı, sanki reading kısmında gibiydim, sayfaları hızlı scan ediyor, bir cevap bulmaya çalışıyordum. Öte yandan da umduğum gibi geçmeyen grup oluşturma işleminden sonra bir cevap bulmak ayrı bir zorluktu.

 Zincir oyunu gerçekten hoşdu her ne kadar sınırlar gerçek bağlamda sınır olmayıp dışına geçilebilse de. Oyunda hiç ebelenmedim çünkü sürekli ebelerin arkasından takip ediyordum, tamam bu kolaydı ancak onunda bir zorluğu vardı, bir ara ebeler tersten daire yaparak arkadan kovalayan üç beş kişiyi ebeledi, neyseki ebelenenler içinde değildim. Oyunda birkaç kritik nokta vardı, mesela bunlardan birisi ebelerin sınırlar dahilinde kısı kenar uzunluğuna ulaştıkları anda diğerlerinin de kaçınılmaz olarak ebe olmaları, bu gerçekleşmedi ancak küçük bir alanda kalabalık bir grupla yapılması durumunda muhtemel bir olay olacaktır.

 Günün son ver zor oyunu gözler kapalı üçgen oluşturma, zor çünkü herkes birbirinden habersiz, arada bir iletişim söz konusu değil. Üçgende önemli olan üç sabit nokta ve bunlar arasındaki çizgiler, dolayısıyla gruptaki hangi kişilerin üç sabit nokta olacağı belirsiz, buna gözleri kapalıyken ve konuşmamaları gereken bir durumda karar vermeleri ise çok zor. Belki başlangıç figürü olarak kare ya da dikdörtgen seçilse daha etkili olabilirdi bu oyun. Bu oyun öyle bir oyunki, benim algıladığım kısmıyla, bize şunu söylüyor; grubunuz bir dişli çark gibi, bu dişlerden birisi kırılırsa grup başarısız olur, hemen üçgen örneğine dönelim, grubun içinden sivri bir kişi ben de köşe olacağım diye inat ederse elde edilen şekil dört kenarlı birşey olacaktır. Tek merak ettiğim şey, konuşmak yine yasak olsun gözler açık olsun, bu durumda ne kadar başarılı olunurdu, bence yine bir takım sorunlar olurdu.

 Oyunu deneme fırsatım olmadı çünkü taksiden sadece binadaki kapı girişi önünde inmek isteyen ayakları narin mi narin mi olsa gerek diye düşündüğüm bir hocamız gereksiz bir negatiflik yarattı ve oyun bölündü. Buradan en başa dönmek istiyorum, öğretmenlik için gerekli bir yan aklıma geldi(gerçi bu başka meslekle de uyabilir), bu gerekli yan öğretmenin anlayışlı olması.

“Eğitilebilen herşey oynanabilir” Thiagi 8 March 2007

Posted by mertyildirim in Uncategorized.
1 comment so far

Yanlış not almadıysam Thiagi eğitilebilen herşey oynanabilir demiş, yani istenilen bilginin bireylerin ediniminin sağlanmasını oyunla sağlayabileceğimizi söylemiş, aslında bu çok iddialı bir söz çünkü bunun sağlanması için oyun geliştirmek özellikle bazı konular için zor olabilir. Özellikle şu anki eğitim sistemin konunun özünden ziyade problem çözmeye yönelik bir ders içeriğine sahip olması bunu daha da zor kılmakta.

Geçen hafta oynadığımız birkaç oyuna değinmek istiyorum. İlki isimlerimizi söyleyip ardından bence deneyim budur budur dedikten sonra bize söylenileni diğer tarafa aktarma oyununda sanki birşeyler yolunda gitmedi, belki çok kalabalıktık belki de çoğunlukla yeni tanışıyorduk(önceden tanışık olduğumuz bir grup ile benzer bir etkinlikte herşey yolunda gitti). Özellikle teker teker herkesin sınıfa isimleri söylemesi sırasında bazı isimlerin bolluğu dikkat çekiciydi. Diğer bir oyun ise işlevini hala anlayamadığım vampir oyunu; ki oyunda hemen biri beni vampire çevirse de ben de başklarını vampir yapsam dedim, gözlerin kapalı olması dahi içimde herhangi birşey(korku, gerilim vs) uyandırmadı.

3. haftayı iple çekiyordum, saatler kaldı, acaba sırada neler var?

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.