Aynı istek. 22 April 2007
Posted by mertyildirim in Uncategorized.2 comments
Birşey dikkatimi çekti, kendi grubum da dahil olmak üzere bütün grupların istediği oyunlardan beklenen şey söz konusu olan bir konuyu öğrencilerin öğrenmesini sağlaması, yani öğrenci o konu hakkında hiçbirşey bilmezken, tasarlanan oyunla o konuyu öğrenecek. Geçen hafta oyun tasarımının zorluğundan bahsetmiştim, işte karşılaştığımız diğer bir zorluk da oyun tipleri.
Hani denilse ki; oyun konuyu pekiştirsin, öğrencilerin önceden anlatılmış konuyu kavramalarını kolaylaştırsın, bu zor olmazdı, yapmamız gereken hazırda öğrenilmiş şeyleri öğrencilerin daha iyi kavramalarını sağlayacak bir oyun tasarlamak olurdu, ancak sıfırdan bir konuyu oyunla öğretmek daha doğrusu böyle bir oyun tasarlamak gerçekten çok zor görülüyor ve merak ediyorum acaba benzer örnekler var mı? Yani bir konuyu (fen ve matematik konuları için) başlangıçtan itibaren oyunla öğreten bir tasarım, ben rastlamadım, rastlayan arkadaşlar olursa burada bahsederlerse sevinirim.
Bu arada geçen hafta oyun kelimesini başlıkta büyük harflerle yazmamın sebebi tasarlanılan ya da tasarlanılmaya çalışılan şeyin oyun olduğunu vurgulamak isteyişimdi.
OYUN tasarlıyoruz. 18 April 2007
Posted by mertyildirim in Course.add a comment
Elimizde bir A4, bir takım kriterler ölçüsünde bizden istenilenler var ve biz istenilenleri belirlenen konu çerçevesinde bir oyunda toplarlayacağız, hakkatten zor; merak ediyorum acaba ortaya nasıl bir ürün çıkacak, sadece kendi grubumu değil diğer grupları da.
Neresi zor denilebilir belki; evet bir şekilde bir oyun tasarlanır ancak tasarlanan oyun acaba ne seviyede istenilen kazanımları öğrencilere katabilecek, asıl önemli ve bir o kadar da ciddi olan nokta bu değil mi?
Hani oyunla ilgili katılımcılar kendi istekleriyle oynamalı, o zaman oyun o kişi üzerinde etkili ve manalı olur demiştik, bu bağlamda tasarlanan oyunun da bir şekilde öğrencilerin özümseyeceği cinsten olmalı, mesela; bir lise son öğrencisine öyle her oyunu oynatamazsınız. Hocamızında bize önceki oynadığımız oyunlarda da dediği gibi “inanmadığınız oyunu oynamayın” düşüncesi de oyun tasarımında bizleri çok kısıtlayacak bir faktör, yani öyle bir oyun tasarlanmalı öğrencilerde oynama isteği uyandırsın, zorlama olduğu zaman artık o oyun olmaktan çıkar.
Şunun farkında olmamız gerekiyor, amacımız eğlenceli bir şekilde bahsi geçen konuyu öğrencilerin kavramasını sağlayacak birşey tasarlamak değil, önceki derslerde işlediğimiz bir takım kriterleri olan oyun tasarlamak.
Bakalım ortaya ne çıkacak dönem sonunda.
Neden? 2 April 2007
Posted by mertyildirim in Uncategorized.add a comment
Bloglar devam etsin mi etmesin mi? Etmemesi için ciddi bir neden görmüyorum. Ayrıca bloglardan bahsedilmemesi durumunda derste yarım saatten daha fazla bir boşluk oluşacak, bu boşluğu neyle dolduracağımız çok önemli. Böyle bir durumda o boşluk en az blogların tartışılması kadar etkili bir içerikle doldurulmalı.
Kolb’s cycle’a değinilecek pek de birşey yok aslında çünkü olay gayet açık. Konu üzerine biraz daha bilgi edinmek isteyen arkadaşlar için;
Kolb’s Cycle & Experiential Learning Cycles
Bu hafta birşey dikkatimi çekti, ilk dersten itibaren bir takım oyunları oynadık ve bunlardan bazıları oldukça eğlenceli geçti, ama eğlence bir tarafa biz bu oyunları neden oynadık sorusu geliyor insanın aklına. Oynadık eğlendik ama amaç neydi, sadece eğlenmek değildi herhalde(ki olmamalı)? Özellikle bu haftadan sonra, oynadığımız oyunlar hakkında yetersiz bilgilendirildiğimizi düşünmeye başladım, burada bilgilendirilmekten kastım oyunu nasıl oynacağımız anlamında değil oyunu neden oynadığımız.
Merak ettiğim nokta şu; oyun bizlere birşeyler katsın, bir farkındalık yaratsın diye mi oynanıyor; yoksa amaç oyunlardaki performansımızı ölçerek bizlerle ilgi değerlendirme yapmak, bir sonuca varmak mı? İkinci durumun geçerli olduğunu hisseder gibiyim umarım yanılıyorumdur.
Bu haftaki oyunu oynamamızdaki amaç nedir hala anlayabilmiş değilim, acaba bu oyunun bize katkısı nedir. İletişimin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaksa ki biz bunu zaten biliyoruz, bir beceri kazandırmaksa mühim olan strateji geliştirmeden yapmak deniliyor. Peki o zaman ne?
Nasıl ki işlenen herhangi bir derste öğrencilerin edinmesi hedeflenen bir takım kazanımları varsa, oynadığımız oyunlarda da böyle bir durum olması gerektiği düşünüyorum; eğer böyle bir durum söz konusu değilse biz bu oyunları ders mahiyetli değil de geyiğine oynamış oluruz. Bu açıdan hocamızın oyundan önce olmasa bile (bazı oyunlar için başlangıçta bilmememiz gerekiyor olabilir) en azından oyun sonrasında “bu oyunu oynadık çünkü bu oyunu şununla ilintili, sizlere şunu katmayı hedefliyor” vs demesinin daha anlamlı olacağı kanaatindeyim. Tamam herkesin kendince farklı kazanımları olabilir, herkes kendince birşey çıkartacaktır oyundan, fakat oynadığımız her oyunun bizlerin edinmesini beklediği ortak kazanım(lar)ı olması gerekmez mi?
Gruplardaki kişi sayısının az olması kararı güzel, ancak “o yemek bitecek!(sen anlamazsın ne zaman doyduğunu)” şeklinde yaklaşılması üzücü. Grupların kurulması sürecindeki olay şöyle;
o yemek bitecek = gruplar kurayla oluşturulacak
(sen anlamazsın ne zaman doyduğunu) = (sen bilmezsin grup oluşturmayı)
Benim şaşırdığım bir nokta var, bazı arkadaşlar güzel bulmuş grupların oluşturulma şeklini. Acaba ben mi garibim çünkü neredeyse bunu bize yapılmış bir hakaret sayacağım, neyseee.
Herhangi birşey demek için erken fakat birşeyler yolunda gitmeyecekmiş gibi sanki. Proposal hazırlamamız ve derse çıktısı alınmış şekilde gelmemiz istendi ancak nasıl bir proposal birçok kişinin kafası soru işaretiyle doluydu, en azından nasıl bir formatta hazırlanması gerektiğinden bahsedilebilirdi.
Biraz sitem dolu bir blog oldu bu hafta, samimiyet demiştik hani, işte bunlar samimi olarak hissettiklerim, reyting ya da kameralara oynama merakından değil, zira bu tarz yaklaşımlar bazen bir cana mal olabiliyor. (bkz:Levent’te trafik kazası sonrası kurtarma rezaleti)
Görüşmek üzere